© - Ferdi Tayfur'un Resmi Hayran Sitesi - ©
Ferdi Tayfur Hayran Sitesine
Lütfen Üye Olun


Ferdi Tayfur'un Resmi Hayran Sitesi
 
Ana sayfaAnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ferditayfur hayatı devamı -6

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ByDaMaR
Site Krucusu
Site Krucusu
avatar

Yaş : 26 Mesaj Sayısı : 593

MesajKonu: ferditayfur hayatı devamı -6   6/6/2009, 13:01

Sonuçları bir hafta sonra açıklayacaklarını söylediler. Tabii o bir haftanın nasıl geçtiğini tahmin edersiniz sanırım. Danışmadaki görevli, sonuçların evlere bildirileceğini söylemişti. Ama, nerede ben de o sabır. Bir hafta geçtikten sonra, doğru radyoevine giderek sonucu almak istedim. Önceleri söylemek istemediler. Ama, ben öylesine direttim ki, beni bir kat yukarıya çıkartıp aldığım puanı söylemek zorunda kaldılar. 100 üzerinden 93 puanla ikinci olmuştum. Sevincimden havaya zıpladığımı ve avazım çıktığı kadar bağırdığımı anımsıyorum. İlk sınavım ve ilk başarımdı bu benim. Sokağa çıktığımda, insanlara sevgi doluydum. herkesi, tüm dünyayı ortak etmek istiyordum bu yoğun mutluluğuma. Anam geldi gözlerimin önüne birden. Ona müjdeyi nasıl vereceğimi düşünerek ve koşarak evime geldim. Benim için en büyük ve tek varlıktı anam. Babamın mirası, bana hayat veren kadındı o. Ellerine sarılıp, bir yandan ağlıyor, bir yandan da başarımı kesik kesik cümlelerle müjdeliyordum. Anama da ağlıyordu. '' Yavrum benim... Aslan oğlum benim...'' diyerek yanaklarımdan, saçlarımdan öpüp duruyordu. '' Ahh... Keşke baban da sağ olsaydı da bugünleri göreseydi. Ruhunu şadettin onun da Ferdi'ciğim '' diyordu. Babamın sözü geçince, sevincim birden buruk bir duyguya dönüştü. '' Beyköylü Cumali'yi anımsadım. Hiçbir zaman gözlerimin önünden gitmeyen silüetini, tüm görkemiyle yeniden görür gibi oldum. Sanki birazdan kapı çalınıp içeri girecek, beni kucaklayacakmış gibi bir duyguya kapıldım. Ve o kadar inandım ki, bu duyguya, kapının eşiğinde onu beklemeğe başladım. Ama çok uzaklardaydı artık babam. Ölümsüz bir adından gayrı, geriye hiçbir şeyi kalmamıştı. Babam... Babacığım benim... Ölüm, ne kadar da erken ve zamansız gelmiti ona. Aradan o kadar zaman geçmesine rağmen , hala onun özlemi içindeydim ve onun kişiliği ile doluydum. Adana radyosuna gidip gelmeğe başladım. Nedense bir türlü bağlamcı ağabeylerim bana fırsat tanımıyolardı. Bu arada babalığım da beni bu işten alıkoymak için elinden geleni yapıyordu. '' Bu gidişle sen hiçbir kazmaya sap olamazsın. Gel bu işten bir an önce vazgeç '' deyip duruyordu.'' Anam da onun tam aksi görüşteydi. Şiddetle babalığıma karşı koyuyordu. '' Sen karışma bey. Göreceksin benim oğlum bu işte dikiş tutturacak, başarılı olacak '' Bense tüm bu tartışmaları sakin bir biçimde dinliyordum. Çünkü ne babalığımın söylediği kadar ümitsizdim ne de anamın dedikleriyle avunuyordum. Yüreğimde tek bir aşk vardı, oda müzik. Ama bu aşka varabilmek için neler yapmam gerekiyordu, hangi yollardan ona sahip olabilirdim, bilemiyordum. Yine annemle baş başa kaldığım bir gün kendisine bir sözüm olmuştu. O sözlerde, gizli kalmış müzik tutkusu ve geleceğe inancım vardı. '' Anam, birgün gelecek sana sesimi radyolardan duyuracağım. Türkiye'nin en yaygın üne sahip sanatçısı olacağım. '' Süpriz başarı, hayatımı altüst etmişti. Yakın bir gelecekte ünlü biri olacağıma kendimi öylesine inandırmıştım ki, köy yaşamı beni sıkmaya başlamıştı artık. Büyük kentlerin özlemiyle doluydum. Alıp başımı kaçmak istiyordum, bu diyarlardan. Ne pahasına olursa olsun, kendimi kabul ettirmek, bir isim sahibi olmak amacımdı. Çünkü, hayatta hiçbir seçeneğim kalmamıştı. Kaybedeceğim hiç birşey olmadığı gibi. Kardeşlerimin ve ailemin sefaleti için de bir umut ışığı haline gelmiştim. Onlara iyi bir hayat temin etmek en yüce ideallerimin başında geliyordu. Ne olursa olsun, anneme verdiğim sözü yerine getirmek istiyordum. Ama nasıl? Bavulu alıp Adana'yı terketmek ve istanbul'a adım atmak. Hemen kararımı verdim ve birkaç arkadaşla birlikte yola çıktık. Arkadaşlarım evden kaçmışlardı, ben ise annemin elini öperek ve onun rızasını alarak ayrılmıştım. Cebimizde yok denecek kadar az para vardı. Bir serüvenin hazin bir başlangıcı olarak, otobüse binip, yollara düştük. İstanbul'a yaklaştıkça içimizde belli belirsiz hüzünler oluşmağa başlamıştı. Hepimiz, ailelerimizden ilk kez ayrı kalıyorduk. Bir yalnızlık, bir karanlık çökmüştü duygularımıza. Garip bir keder kaplamıştı, yüzlerimizi. Sadece filimlerde gördüğümüz, kartpostallarını vitrinlerde izlediğimiz bir kente doğru yol alıyorduk süratle. Acaba orada bizi bekleyen kim bilir ne dertler, acıklar, olaylar vardı? Hepsinden habersizdik tüm bunların. Ama, başımıza gelecek olanları da az çok tahmin edebiliyorduk. Bir akşam üstüydü. İstanbul'un ilk ışıkları görünüyordu taa uzaklardan. Cennete mi gelmiştik, yoksa cehenneme mi ? En azından bu soruya bir yanıt alacaktık. Bakalım kader ne gösterecek.Bir bahar gecesi İstanbul'a girdik. ışıklar içindeydi bu düşler kenti. Geniş caddeler uzanıyordu önümüzde. Binaları vardı İstanbul'un göğe doğru uzanan... Gürültüsü vardı İstanbul'un kulakları sağır eden... ilk kez gördüğümüz ve şaşkınlıktan küçük dilimizi yuttuğumuz otomobiller geçiyordu otobüsümüzün penceresinden... Bir kadın, erkekle elele yürüyordu... Bir çocuk, caddenin öteki yakasına geçmek için araçlara el kol ediyordu. Ve bir köpek havlayıp duruyordu gelip geçenlere...Otobüsümüz yol alıyordu. Bir rüya alemindeydik sanki. Hangi tarafa baksak bir başka görkemli tablo ile karşılaşıyorduk. '' Bizim Ülkede meğerse ne kadar güzel yerler varmış '' diyordu yanımdaki arkadaşım. Bir diğeri de '' Bu gördüklerimiz maket değil değil mi ? '' diye soruyordu. Deniz kenarına yanaşmıştık. Muavin, şoförün yanından bağırdı hepimize: '' Evet burası İstanbul. Buraya kadar beyler. '' Derin ve renkli bir uykudan uyanmış ve silkindik. Birbirimize baktık. Otobüsteki yolcular inmişti. Sadece biz kalmıştık. Şoför geldi yanımıza: '' Hadi ne duruyorsunuz. Gidecek yeriniz mi yok ? Evden kaçtınız değil mi ? ''Bu sözler gözümüzü korkutmuştu. Polise teslim edilmekte vardı işin içinde. Hemen küçük valizlerimizi alıp aşağa atladık. Ve sonrada korkusuzca, pervasızca İstanbul sokaklarına daldık. Arkadaşlarım, Yeşilçam'ın yazıhanelerine dadanmağa başladı. Günde 15 lira yevmiye ile figüranlık yapıyolardı filimlerde. Ben ise sesimi duyurmak istiyordum. Ama kimse dinlemek istemiyordu bile. Açlık canımıza tak etmişti. Bana da teklif ettiler, filimlerde oynamamı. Kabul etmedim. Hayalimde sadece ses sanatçısı olmak vardı çünkü. Evden aldığım iki-üç kuruşu da tüketmiştim. Ne yattığım yer belliydi , ne yediğim içtiğim. Kırıntılarla karnımı doyuruyor, boş bulduğum bir parkta kıvrılıp sabahlıyordum. Tabii bir de bekçi sorunum vardı parkta. Çok iyi anımsarım ki, nice geceler bir bekçi düdüğüyle uyanmış ve ardıma bakmadan kaçmışımdır karanlıklar içinde. Annemin bir sözü vardı. ''Oğlum . Hayatın boyunca kötü yollara sapmadan çalış. Çalışmak ayıp değil. '' Birgün kendimi, Ahırkapı'da buldum. Erol Taş'ın kahvesinin karşısındaki arsada otobüsler parkediyordu. Orada otobüsleri yıkamaya başladım. Otobüs başına 10 lira alıyordum. Geceleri de artık yatacak bir yerim çıkmıştı. Otobüsün içinde sabahlıyordum. İşim bayağa tıkırındaydı. Aldığım para sadece ekmek paramı karşlıyordu ama, yine de memnundum hayatımdan. Ne de olsa küçük insanlardık ve küçük mutluluklarla tatmin olabiliyorduk. Ama , oranın kahyası tüm düşlerimi ve rahatımı altüst yaptı. Önceleri yıkadığım otobüslerden para kırpmaya başladı. Sonra da beni işten çıkarmak için elinden geleni yaptı. Bilseydim ki günün birinde Erol Taş Ağabeyimle aynı filimlerde oynayacak ve ünlü biri olacak, o katı yürekli, kahyayı Eol Ağabey'e şikayet eder ve ben onun işine son verdirtirdim. Güneş bir batıp bir çıkıyordu. Bir anlık sevinçlerim, hemen kursağımda kalıyordu. Ama, ne olursa olsun, kötü bir yola sapmamaya kararlıydım. Bir çok tok insanın elde edemediği özelliğin sahibiydim. Çünkü onurlu ve namusluydum. Annemden gelen bir barışçılık duygusuyla kaderime razı oldum. Ve işten ayrıldım. Bir gün bir bahçede bahçıvanın birine rastladım. Yüzündeki çizgilere bakılırsa yüzlerce yaşındaydı. Bana istanbul'u anlattı. Görmediğim bilmediğim İstanbul'u. '' Ne kadar çok yıpranmışsınız. Bunların hiç birinden haberim yok'' dedim. Aldığım yanıt hayli ilginç gelmişti bana... '' Delikanlı biz de senin yaşayacağın yılları göremeyeceğiz. Kim bilir, hayat belki bu yanıtın taa kendisiydi. Çok iyi ve sevecen bir insandı bahçıvan. Rastladığım her iyi insan gibi o da ızdırap çekiyordu.. ''İlk bağlamayı elime Konya'da aldım. Bir assubay ağabey, bana bağlamanın inceliklerini öğretti. Yine Konya'da tanıştığım biri bana tavsiye kartı vererek İstanbul'da iş bulmamı sağladı... '' kendime yeni bir iş bulmuştum. Dikiş makinaları boyayan bir alelyede çıraklık yapıyordum. Sıkılmaya başlamıştım İstanbul'dan. Annemi özlemiştim. Sıla hasreti çekiyordum. Küçücük evim, kırık dökük eşyalarım ve sıcacık bakışlı anam gözümde tütmeğe başlamıştı. Gariplerin yeri yuvasıdır. Baktım olacak gibi değil, Adana'ya dönmeye karar verdim. Yeniden tarlalarda traktör sürmeğe başladım. Koskoca Caterpillar makinalarının çıkardığı motor sesleri, sesime ve türkülerime karışıyor, yine büyük düşler kuruyordum. Teyzemin oğlu Mehmet'le çalışıyorduk, 18 yaşlarındaydım. Traktörcünün biri beynimizi yıkadı. '' Siz bu işi çok iyi biliyorsunuz. Burada 150-200 lira aylık alırken, İzmir, Aydın taraflarında 300 lira maaş alırsınız.'' Yeni ufuklar açmıştı, bu sözler bize. Teyzemin oğlu ile birlikte işi bırakıp Söke'ye doğru yola çıktık. Yeni bir serüven başlıyordu bizim için. Fakat Söke'de de umduğumuzu bulamamıştık. Kimse iş vermiyordu. Yine başıboş, Söke sokaklarında dönüp dururken bir tornacı çocuk sokuldu yanımıza. Bizimle ilgilendi. Otele yatırdı, yemek yedirdi.Alıp geneleve götürdü. İlk kez gidiyordum böyle bir yere. Adana'lı bir kadınla tanıştım orada. '' Ben'' dedi, '' Yarın Konya'ya gidiyorum. Orada çalışacağım'' '' İyi yolculuklar '' dedim... '' Seni mutlaka orada beklerim''demesin mi? Sesimi çıkaramamıştım. '' Geldiğinde nedenini öğrenirsin '' O anda üzerinde bile durmadım bu çağrının. Ama, sonradan aklımı kurcalamaya başladı. Büyük bir merak içinde kalmıştım. '' Seni orada bekliyorum '' sözleri kulağımda çınlamaya başladı. İki üç gün silinip gitmedi o yalvaran ses. Bir iş bulmuştık Mehmet'le. Çiftlikte çalışıyorduk. Fakat, bu işte de dikiş tutturamadık. Ayrıldık. Mehmet'le bir akşam üzeri oturduk konuştuk. Ne yapacağımıza karar vermemiz gerekti. Mehmet: '' Ben Adana'ya gidiyorum. Haorada sürünmüşüz, ha burada. Hiç bir şey farketmiyor. Bu yaban eller beni çökertiyor'' dedi. Ben ise, çoktan kararımı vermiştim. Konya'ya gidip o kadını bulacaktım. Cebimde çok az bir para vardı. Mehmet otobüs parasının dışındaki paralarını da bana vererek Adana'ya gitti, ben de Konya'ya doğru yola çıktım. Mehmet çok ısrar etti gitmemem için önceleri. Ama baktı ki olacak gibi değil, bana şans dilemekten başka hiçbir şey söylemeden otobüse atlayıp el salladı. Konya'ya geldim. Otobüsten iner inmez, doğruca Konya genelevinin yolunu tuıttum. Bütün evleri aradım. Yoktu. Kızını kötü yola sürükleyen bir ananın ızdırabı içinde dört dönüp dolaştım genelev sokaklarında. Başımı uzatıp her baktığım pencerede, sanki karşıma çıkacakmış gibi bir heyecan duyuyordum. Saatler boyu boşuna aranıp durdum. Yorulmuştum.Gidip ordaki bir kahvede çay içtim. Garson çocuk içtenlikle hizmet ediyordu bana. Ona sordum. Adanalı bir kadın tanıyıp tanımadığını öğrenmek istedim'' Bilmiyorum '' dedi ' Ama bekle birkaç gün. Belki gelir.'' ''Param yok. Bekleyemem. Çalışmam lazım'' dedim. '' Ben sana iş bulurum. Üzülme.'' ''Nerde'' diye sordum. '' Benim çalıştığım yerde '' Genelevin yanındaki kahvede garsonluk yapmağa başladım.Ama, önceden bir şart koşmuştum. Hayat kadınlarına servis yapmayacaktım. '' Olur. Nasıl istersen. Ben dışarda çalışır sen de içerdeki müşterilere bakarsın.^^ Yeme içme kahveciye ait olmak üzere günde yedi buçuk lira para kazanıyordum. Otele ikibuçuk lira ödeyip, geri kalanla da idare etmeğe çalışıyordum. İki haftaya yakın bir zaman çalıştım kahve ocağında. Elimde birikmiş bir kaç kuruş da param vardı. Bu işin bana göre olmadığını anlayıp oradan ayrıldım. Bir süreliğine dahi olsa, şarkıcılık hayallerimi bırakıp, meçhul bir kadının peşine düşmüştüm. Beklediğim kadın gelmedikten sonra, artık o civarda çalışmam gereksizdi. Bir pavyonda iş buldum. Yanılmıyorsam, '' Teksas '' adlı bir pavyondu. Patron önce sesimi dinlemek istedi. İki türkü söyledim. Beğenilmiştim. 15 lira yevmiyeyle işe başladım. Her gece ahlak zabıtasından izinsiz olarak ve idareten gün ışıyana kadar şarkılar, türküler söylemeğe başladım, sarhoş yüreklere. Bu arada, pavyonda bir kadınla tanıştım. 30 yaşlarındaydı. Çocukları olduğu için beni gizli gizli evine alıyordu. Ve bir çocuğum olduğunu anladım o kadından yıllar sonra. Şimdi pırıl pırıl bir insan o. Yanımda ve bütün yükümlülüğünü üstlenmiş durumdayım. Kimden olursa olsun, eğer o insan benim oğlumsa, benim canım demektir. Konya, benim yaşamımda önemli rol oynayan bir kent durumuna gelmişti bir anda. Aylar vardı ki, evden uzaktım. Evim ve ailem burnumda tütüyordu. Bir anda Konyalı olup çıkıvermiştim. Batakhanelerinden, en lüks semtlerine kadar her yerini bellemiştim. Çeşitli çevrelerden dostlar da edinmiştim. Gece yaşantım bana boyutları alabildiğine uzanan bir başka dünyayı tanıtmıştı. İnsanları, çalışanları ve her türlü kötülüğe müsayit kişileriyle bir ayrı özelliğe ve anlamı vardı Konya gecelerinin. Zaman zaman pavyonda kadın yüzünden çıkan kavgalar ve hatta zevk olsun diye sıkılan kurşunlar beni sarsıntı dolu bir hayatın içine itiyordu. Korkuyordum. Çünkü, yaşım henüz küçüktü ve herşeye karşın anasının kuzusu olarak yetişmiştim. Bir otelde kalıyordum. Aynı otelde ikamet eden assubayla dost olmuştum. Bazen kendi kendime düşündüğüm olurdu. Daha doğrusu teselli bulurdum.Derdim ki içimden, '' Başıma bir felaket gelirse yeni arkadaşımın ünüformasına sığınır o da beni kurtarır'' Sanki o her an yanıbaşımdaymış gibi bir avuntuyla kendime moral verir, güç katardım. Şimdi adını anımsayamadığım o assubay, çok iyi bağlama çalardı. Gecenin geç saatlerinde işten döndükten sonra otelin girişinde beni bekler bir vaziyette bulurdum. Dertliydi bir şeyden yana.Ama, duygularını saklamayı çok iyi bilirdi. Benden hayli büyük olduğu için de ihtiyatla yaklaşırdım ona. Beklerdim ki o konuşsun , o dertleşsin. Oysa o hiç sesini çıkarmaz, otel kapısının önüne çıkar bana bağlama çalar, bazen de türküler söylerdik. Gurbetlik zor şeydi vesselam. Ne kadar şanslıydım ki , evimden kilometrelerce uzakta ve yapayalnız bir haldeyken, karşıma saygı duyduğum bir ağabey çıkarmıştı Tanrı .lk bağlamayı onun bağlamasından öğrendim. Tam bir disiplin içinde bana bağlama çalmasını öğretti, dost ağabeyim.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.ferditayfur.forumn.org
Efsane_Ferdici
Onursal Üye
Onursal Üye
avatar

Yaş : 28 Mesaj Sayısı : 157

MesajKonu: Geri: ferditayfur hayatı devamı -6   3/29/2010, 09:25

paylasımın ıcın tskler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
sami
Admin
Admin
avatar

Yaş : 29 Mesaj Sayısı : 61

MesajKonu: Geri: ferditayfur hayatı devamı -6   8/14/2010, 16:08

ellerine sağlık
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
ApocaLypTo
Admin
Admin
avatar

Yaş : 24 Mesaj Sayısı : 11

MesajKonu: Geri: ferditayfur hayatı devamı -6   12/19/2012, 21:51

eline sağlık bilgilendirme İçin Teşekkürler.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: ferditayfur hayatı devamı -6   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ferditayfur hayatı devamı -6
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Hakan Şükürün Hayatı
» Rock ın babası Erkin Korayın Hayatı!
» GülÇiNİn HayATı
» Robert Thomas-Pattinson'un Hayatı
» Atatürk'ün Hayatında 19 Sayısının Önemi

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
© - Ferdi Tayfur'un Resmi Hayran Sitesi - © :: ~~ .. FERDİ TAYFUR - BİYOGRAFİ .. ~~ :: ' - Ferdi Tayfur - Hayatı - '-
Buraya geçin: